Koray Oğuz

Laissez faire ~ Bırakınız YaZsınlar

Saydım – Ogün Sanlısoy – Gitar Akor

F#m                                   E
Geceler Boyu Sesine Uyandım
F#m                                E
Sen Sandım Ellere Uzandım
F#m E Bm
Sana Değil Kendime Kızardım Ben
Sen Giderken

F#m E
Aramadım Ama Elim Gitti Telefona
F#m E
Soramadım Ama Kalbim Yine Yanyana
F#m E Bm
Saramadım O Belinden Bir Daha
Bm9
Sen Giderken

F#m E F#m E

Saydım Kaç Gün Oldu, Saydım Kaç Gece Doldu
F#m E Bm
Saydım Hergün Aynı , Dön,Dön İstersen
(Ben İsterken Dön)
SOLO >>> D / E / D / E / C# / C# 7

13 March 2010 at 14:43 - Comments

Kanto – Bana bi koca lazım – Ezginin Günlüğü – Gitar Akor

Am                               C                   Dm        Am     E           Dm
Yüreğinde isyan varsa gel yanıma, yanıma yanıbaşıma
Am                        C                  Dm          F             E         Am
Gizli bir rüyan varsa gel yanıma, yanıma yanıbaşıma

C Dm Am E Dm
Kendin ile kavgan varsa gel yanıma, yanıma yanıbaşıma
Am C Dm F E Am
Imkansız bir sevdan varsa gel yanıma, yanıma yanıbaşıma

Am E
( Ateşe baca lazım ) Derdin ne?
( Am )
( Kitaba hoca lazım ) Tenenneni
A ( G E )2
( Bana bir koca lazım ) Derdin ne?
( Dm E Am )
( O da bu gece lazım )

G Dm E
Anlatsın da roman olsun, hediyesi saman olsun
Am G Dm E
Yalnız beni sevdiğini, söylesinde yalan olsun

E
( Ahhh…
( Am C Dm F E
( Yanaklarım kiraz çilek, düşlerim pembe bulutlar
B ( Am C Dm F E
( Açıyorum çiçek miçek, eteklerim mor salkımlar
( Am Dm E Dm E
( Aaaahhhhh… Aşkın zamanı mı var )2

Tekrar (A)

Tekrar (B)

Tekrar (A)
Söz – Müzik: Nadir Göktürk

9 March 2010 at 23:51 - Comments

KPSS – Deneme Sorusu – Atatürk Nutuk’u nerede okumuştur?


Bugün girdiğim denemede şöyle bir soru vardı paylaşayım dedim :)

“Atatürk’ün en önemli eseri olan nutuk aşağıdakilerden hangisinde okunmuştur?”

A) 1923′te İzmir İktisat Kongresinde
B) 1922′de I. Maarif Kongresinde
C) 1927′de Cumhuriyet Halk Fırkasının 2. kurultayında
D) 1926′da Kabotaj kanunu’nun II. TBMM’de kabulü sırasında
E) 1927′de Teşvik’i Sanayi Kanununun II. TBMM’de kabulü sırasında

Cevap:C

7 March 2010 at 01:55 - Comments

Gitar Akor

Sevdiğim şarkılar ve akorları bu bölümde olacak pek yakında… :)

6 March 2010 at 12:56 - Comments
sen tam bir hayvansın! :)
7 March 10 at 18:30
beni böyle şeylerle lanse etme lütfen..milyonlar okuyor bizi.
11 March 10 at 01:22

Akdeniz “Doğadan Tarihe” Yürüyüş Atlası

Atlas Dergisinin mart sayısının eki, Akdeniz “doğadan tarihe” yürüyüş atlası…
Hepsini okuyamadım ama şöyle bir göz atma fırsatım oldu sadece, ilk izlenimim her zamanki gibi mükemmel bir ek olduğu :) Atlas ekibine bir kez daha sonsuz teşekkürler! Dalyan’dan Arsuz’a kadar pek çok rota çizmişler sağolsunlar…  Son kısımda ise 8 tane Akdeniz haritası var.. Bir tane edinmenizi tavsiye ederim… Hatta edinmekle kalmayıp o yerleri bir bir gezmenizi dilerim :) Pişman olmayacağınıza eminim. Görüşmek üzere… Sevgiler..

6 March 2010 at 12:13 - Comments

Bir AKP’linin İtirafları – Can ATAKLI

Piyasada satılan bir kitapta diyor ki “Erdoğan ve Gül, tezkerenin geçmesinde kendilerine destek olmayan Silahlı Kuvvetleri cezalandırmak için Amerika’dan bir şey yapmalarını istedi. Onlar da Türk subay ve askerlerinin başına çuval geçirdiler”

Ahmet Akgül isimli Milli Görüşçü yazara göre, Türk subaylarının başına çuval geçirilmesinden sonra Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları’nın istifa edeceği hesaplanıyordu. Ancak asker olaya çok öfkelenip yönetime el koymaya kalksaydı Amerika Erdoğan ve Gül’ü kaçıracaktı.

Son günlerde bir kitaptan yapılan alıntı çok konuşuluyor. Alıntıyı önce bana gönderilen bir e-mail’den okudum. Açıkçası önce ciddiye almadım. Hayal ürünü bir
senaryo zannettim.

Ancak daha sonra bunun bir kitaptan alındığını fark ettim. Kitabınadı “AKP
İntihara Gidiyor.” Yazarı Ahmet Akgül. Kitap bu yıl yazılıp basılmış, yani çok yeni.
Kitabı almayı bir türlü beceremedim. Ama bu arada yüze yakın e-mail aldım
aynı alıntıyı içeren.

Sonunda kitabı dün buldum. Yazar Ahmet Akgül İslami kökenden geliyor.

Necmettin Erbakan’ın da eğitiminden geçmiş. Milli Görüş’ün önemli yazarlarındanmış. Adını ilk kez gördüğüm çok sayıda kitabı varmış.

Gelelim kitabın 278 ve 279′uncu sayfalarından yapılan alıntıya..

Yazar burada ismini vermediği bir AKP’li danışmanla konuşuyor. Belli ki
eskiden çok yakın arkadaş olan ikili arasındaki konuşmalar inanılır gibi değil.

Çünkü AKP’li danışman Türk subay ve askerlerinin başına çuval geçirilmesi
olayının bizzat Başbakan Erdoğan ve yardımcısı Abdullah Gül tarafından bilindiğini
hatta bunun iç in Amerikalıların teşvik edildiğini ileri sürüyor.

Gerekçe ise 1 Mart tezkeresinde hükümete yardımcı olmayan Genelkurmay’ın cezalandırılması .

Kitap birkaç aydır piyasadaymış. Bugüne kadar kitapla ilgili bir soruşturma açıldığını duymadım.

Şimdi gerçekten çok şaşırtıcı olan bu bölümü, hiçbir ekleme çıkarma yapmadan
size de aktarmak istiyorum:

“AKP’yi kuranların ve kurduranların, özellikle Tayyip Erdoğan’ın özel bir önem verdiği danışmanlarından ve operatörlerinden biri ile yemekte karşılaştık. Tam
bir panik havasındaydı. ‘Hayrola işleriniz iyi gitmiyor galiba!’ dedim.

- AKP’li: Tezkere krizinde oldu ne olduysa, büyü o zaman bozuldu, beklediğimiz sonuç çıkmadı, sonrasını zaten biliyorsunuz.

- Katılmıyorum, Edelman’ın YSK’ ya ziyareti, Londra, Washington, New York,
Dubai ve bazı şehirlerde daha AKP kurulmadan önce verilen sözler sonunuzu hazırladı. Devleti tanımadan, Anayasal organl ardan ve milletten gerçek anlamda bir olur almadan küreyi yerinden oynatacak kararları Alabileceğinizi sanmak çocukçaydı. Bu durum AKP’yi bitirdi.

- AKP’li: Hayır, bizi Özkök Paşa ve Paşalar bitirdi. Tezkere krizinde ne
yapacağımızı bilemedik. Sorduk ne yapılmalı diye; ‘İktidar sizsiniz, karar almak sizin
işiniz, biz kararı uygularız’ dediler.

- Ama zaten siz orduya sormadan gayrı resmi olarak her türlü garantiyi vermiştiniz. Asıl hata o değil mi?

- AKP’li: Tamam her türlü garantiyi ve tavizi verdik ama ABD’nin Doğu ve
Güneydoğu’ya tam yerleşeceğini bilmiyorduk. Yani, ABD ve İngiltere Türkiye’yi işgal
edeceklerdi, paniğe kapıldık.

- Ama ABD’lilere bu garantinin AKP’nin kurulması aşamasında verdiniz.

- AKP’li: Evet, çok yanlış yaptık.

- Peki, o halde Özkök Paşa’nın ve Paşaların suçu ne?

- AKP’: Onlar diyebilirlerdi ki; ‘Tezkerenin çıkmasına karşıyız.’ Ancak ask
er kararı bize bıraktı!

- Normal, demokrasilerde zaten böyle olmaz mı?

- AKP’li: Tamam da, tezkerenin faturasını sonunda AKP’ye kesti ABD’liler.
Asker, ‘tezkereye karşıyız’ deseydi, parti ile ABD değil, ABD ile TSK karşı karşıya
gelecekti, biz yırtacaktık!

- Özkök Paşa ve Paşalar size tezkere çıkarmayın demedi mi?

- AKP’li: Hayır demedi ama cesaret edemedik!

- ABD, Türk askerlerinin başına çuval geçirdi ama ceza olarak?

- AKP’li: Yahu o olayı hiç sorma. O Wolfowitz’in halt yemesi. Bizimkiler (AKP’liler), ‘tezkerenin öcünü TSK dan alalım’ diye ona akıl vermiş!

- Yoksa sizin danışman arkadaşlarınızdan biri ve İstanbul’da iki işadamı Wolfowitz’e asıl suçlu AKP değil, TSK demiş olmasın? Çünkü Amerika’ya söz verdiği gibi AKP tezkereyi çıkaracaktı! TSK’yi cezalandırma teklifi, iki işadamı
ve bir danışmandan gitmedi mi?

- AKP’li: Çok büyük, çok fahiş bir hata yaptık zaten Wolfowitz Türk ordusunu
bizimkilerin teklifi üzerine cezalandırmaya karar verdi.

- Tek başına mı?

- AKP’li: Yok canım, Tayyip Erdoğan ve Gül’le paylaşıldı, onlar da ‘olur’
dediler.

- Yani Wolfowitz’in, ABD’nin bu çokbilmiş danışmanının ve İstanbul’daki iki
işadamının: ‘Türk ordusunu cezalandırma önerisine’ Tayyip Erdoğan ve Gül ya da Eş
Genel Başkanlar ‘Evet’ mi dedi?

- AKP’li: Maalesef öyle! Tayyip ile Gül’ün gezileri bu plana göre ayarlandı.
O gün Tayyip Erdoğan Rize de, Gül de Kayseri’de olacaktı. Çok ters bir şey olursa
ikisi ABD’liler tarafından alınacaktı. Bu planı Wolfowitz hazırlamıştı.

- Ne tür bir terslik bekliyordunuz?

- AKP’li: Tayyip Erdoğan ve Gül’e yönelik askeri bir hareket olabilir diye
düşündük.

- Yani AKP üst yönetimi, AKP’nin yıldız danışmanı ve İstanbul’daki iki
işadamı Türk askerlerinin başına çuval geçirileceğini biliyor muydu?

- AKP’li: Evet tabii. Yanılmıyorsam bir de emekli bir Paşa biliyordu..

- Hiçbir kimse çıkıp ta Tayyip ve Gül’e bunun sonuçlarının çok ağır
olabileceğine ilişkin görüş bildirmedi mi?

- AKP’li: Tezkerenin mecliste reddedilmesine çok kızmıştık. ABD Savunma
Bakanı arkamızdaydı. Kendimizi çok güçlü hissediyorduk!

- Ordunun sessiz kalacağını mı düşündünüz?

- AKP’li: Biz değil, Wolfowitz öyle düşündü. Türk askerlerinin başına çuval
geçirilince, Genel Kurmay Başkanı Özkök ve diğer Kuvvet Komutanı Paşaların, o günkü harekâtın nöbetçisi Büyükanıt’ın istifa edip emekli olacaklarını öngörmüştük. Eğer o gün paşalar istifa etseydi, bizim Genel Kurmay Başkanımız hazırdı.

- Kimdi?

- AKP’li: Onu söylemem.”

***************************

Konuşmanın devamında Özkök Paşa’nın “Fethullahçı” olarak lanse edildiği ve
yıpratılmaya çalışıldığı anlat ılıyor. O bölüm de çok ilginç. Bunu da yarın yazacağım.

Can ATAKLI

‘Çuval olayında paşalar istifa etmeyince Özkök için ‘Fethullahçı’ söylentisi çıkardık’

Dün size “AKP İntihara Gidiyor” isimli kitaptan çok çarpıcı bir bölüm aktarmıştım. Bu kitap aylardır piyasada satılıyor, yazdığım bölüm internet
sitelerinden yüz binlerce kişiye ulaştı. Bir tek yerden “çıt” bile çıkmıyor. Ne AKP
yalanlıyor, ne kitap hakkında dava açılıyor ne de bir toplatma kararı alınmış. Yani
bir anlamda “sessiz bir onay” var. İnsan bu dehşet verici ifadeleri okudukça çok
şaşırıyor.

Bugün, dün yazdığım bölümün hemen arkasından gelen ve internet sitelerinde
yer verilmeyen daha da dehşet verici bölümü yazıyorum. Bu bölümde itiraflarda bulunan AKP’li danışman, AKP’nin başta İngiltere, pek çok batılı ülkenin yardım ve desteği ile kurulduğunu anlatıyor.

Ayrıca Hilmi Özkök Paşa’nın “nasıl Fethullahçı yapıldığına” ilişkin çok
çarpıcı i fadeler de bulunuyor.

“- Sizin Genelkurmay Başkanınız kim olacaktı?

AKP’li: Söyleyemem. Ama Paşalar istifa etmeyince dümen yarım kaldı. Paşaların kesin kararlı oluşu ve çuval olayını Türkiye’nin lehine kullanmaları, bizim oyunumuzu kökten boşa çıkardı. Paşalar istifa etmeyince Özkök Paşa’ya ‘Fetullah Hocacı’ diyelim ve Onu gözden düşürelim kararı aldık…

- Neden?

AKP’li: Çünkü Özkök Paşa’nın namaz kıldığı söylenmişti. Eğer Özkök Paşa’ya ‘Fethullah Hocacı’ diye iftira atar ve tutturursak, o da mecburen istifa eder, biz de böylece intikam alırız diye düşündük.

- Yani Özkök Paşa ‘Fethullah Hocacı’ değil mi?

AKP’li: Ne ilgisi var? Mümkün mü? Paşa samimi Müslüman bir adam.’Çamur at,
izi kalır’ diye böyle yaptık!

- Ama sonuç alamadınız!

AKP’li: Kimse inanmadı. Bunun üzerine Emin Çölaşan gibi yazarlara Özkök
Paşa’nın ‘Fethullah Hocacı’ olduğu yalanı sızdırıldı.

Wolfowitz’in adamları bir psikolojik harp başlattı. Hulki Cevizoğlu, Emin Çölaşan, Mustafa Balbay, filan, bunları CIA ve MI6 iyi etkiliyordu. Hilmi Özkök’ün aleyhinde yayınlar yapıldı.

- Özkök Paşa istifa etseydi, yerine kim geçecekti? Büyükanıt Paşa mı?

AKP’li: Yok canım. Ancak Büyükanıt Paşa’yı Özkök Paşa’ya karşı sadece kullanmaya çalıştık. Aziz Yıldırım, ABD’deki bazı askerler Büyükanıt Paşa’yı
etkilemeye çalıştı ama Büyükanıt oyuna gelmedi. O oyuna gelmeyince ‘Sabetayist’
olduğunu yaydık. (Vakit ve Yeni Şafak gazetelerinden falan…)

- Onun kabahati neydi?

AKP’li: Bizim (AKP’nin) Genelkurmay Başkan adayımız o değildi (Bizim
adamımızın olması için, onun da kötülenmesi gerekliydi.. .)

- TSK’ ya müdahale etmeniz saçma değil mi?

AKP’li: Arkamıza ABD Savunma Bakanı’nı, iki-üç tane çok önemli işadamını ve
bir emekli paşayı da alınca, kolayca bu işten sıyrılırız ve kot arırız diye düşündük.

- Neden?

AKP’li: Özkök Paşa’yı, Büyükanıt Paşa’yı, Genelkurmay’ı ve galiba genel
olarak TSK’yi çok basite indirgedik. Çok boş gördük onları.. Ama öyle değilmiş
yanıldık. Mesela sizin SESAR’ın ve Atatürkçülüğünden, milliyetçiliğinden emin olunan kalemlerin paşalara yönelik ağır eleştirileri işimizi kolaylaştıracağına, bozdu.
Birçok operasyonda nasıl olsa siz ve diğerleri sonuç alır diye, biz el atmadık.

- Demek ki emekli bir paşa orduyu iyi analiz edememiş.

AKP’li: Sadece o değil, ABD’li, İngiliz, İsrailli, Fransız birçok uzmandan TSK’ ya karşı yürüttüğümüz savaşta yardım aldık. Ama onlar da çuvalladı. Hepimiz çuvalladık. Bu kabinenin (AKP hükümetinin) Listesi, Londra ve ABD’de oluşturuldu. Bakanlar Kurulu’nda İngilizlerin, Amerikalıların, İsraillerin, Almanların, Fransızların kotası olduğu söylendi. Biz itiraz ettik, iftira dedik. Ama maalesef realite bu. İngilizlerin elinde ipimiz. Dış güçlerin piyonu gibiyiz!..

- Sadece onlar mı?

AKP’li: Onlar (İngilizler), hem ABD’lileri, hem İsraillileri hem Almanları, hem de AB üyelerini parmaklarında oynatıyor. Barzani’yi, Talabani’yi, Kürtleri ve Arapları.

- İngiliz Büyükelçisi Westmacott?

AKP’li: O en büyük fitne başı. Hükümet’in içine düştüğü açmazın mimarı
o, ‘Kürt devletini kabul edin, Arap ve Yahudi sermayesi Türkiye’ye akacak’ dedi. Bizi
yanlış yönlendirdi.. .

- RTE’nin Kürt sorunu söyleminin mimarı o mu?

AKP’li: Öncelikle İngilizler ve tabii Westmacott. İsrailliler de var.

- Sana göre İngilizlerin amacı ne?

AKP’li: Onlar (İngilizler), Hindistan ve Çin’i arkalarına alarak dünyaya
yeniden egemen olmayı planlıyorlar. ‘Güneş batmayan imparatorluk’şehveti içindeler . ABD’yi Irak batağına çeken İngilizler ve Yahudilerdir. İngilizler ABD’yi bölgeden uzaklaştırıp, Kürt devleti ve İsrail ile ittifak kurup Ortadoğu’ya oturmak istiyorlar. Bu sebeple ABD ile İslam ülkelerinin arasını açtılar; özellikle 11 Eylül’den sonra. Westmacott bizimkine (RTE) demiş ki, İngiltere, Rusya, Çin ve Hindistan ile birlik oluşturuyoruz. ABD bölgeden tasfiye olacak.

- Tezkerenin suçlusu bu durumda İngiltere olmuyor mu? İngilizler, hem
İsrail’i hem de ABD’yi yanıltıyor. AKP, bu İngiliz dümenini yenecek güçte mi?

AKP’li: Biz İngiliz malı bir partiyiz. Ya da Almanların deyimi ile ‘ankesörlü telefon’ gibiyiz. Jetonu kim atarsa, onun düdüğünü çalıyoruz. Hiçbir şeye hazır değilmişiz. Kullanılmışız. İngilizler ince ama vahşice, İsrail, ABD üzerinden, ABD IMF üzerinden, Almanlar, Fransızlar AB ve Kürtler üzerinden ama tüm düşmanlarımız, hem Kürtler, hem AB ve ekonomi üzerinden AK Parti hükümetini kullanıyor. Çok üzülüyor ve kahroluyorum. İstanbul’un Fethi Şenlikleri’ni düzenleyen bir maziden şimdi İstanbul’un işgalini tezgâhlayan bir parti konumuna ve işbirlikçi adamlara dönüştük.

- Çok ağır bir itiraf değil mi?

AKP’li: Daha özelleştirme ve rüşvetteki dolaplara gelmedim. Yabancılar (İngilizler, ABD’liler, İsrailliler, v.s.) muhalefete hâkim. MHP İngiltere’ye teslim olmuş durumda, Ağar’ı çok rahat pasifize ederler. Erkan Mumcu İngilizlerin tam kontrolünde. Westmacott, ‘CHP bizimdir ve sizin en büyük yardımcınızdır’ dedi. AK Parti’nin durumu ortada.

- Rezalet.

AKP’li: Rezaletten de beter, tam işgal ve işgale bizler (AKP’liler) önayak oluyoruz. Sizin dedikleriniz doğru, hainler mangasıyız biz.

- Çok iyi bir sohbet oldu.. Müsaade ederseniz ben bunları yazayım , siteden
kamuoyuna yansıtalım

5 March 2010 at 16:03 - Comments

Mersin’i Seviyorum!

Her sabah deniz kenarında yürüyüş yaparken düşünüyorum, ne büyük nimet diye…
Ne güzel şehir yahu! Deniz! Güneş! Temiz hava! Deniz! Deniz! Deniz! Çok seviyorum Mersin’i…
Atatürk boşuna dememiş “Mersinliler Mersin’e sahip çıkınız!” diye… Ah Atam ah… Keşke bütün sözlerin dinlenseydi…

3 March 2010 at 15:55 - Comments

Facebook’a ne oldu?

Hayırdır inşallah… Facebook açılmıyor…

1 March 2010 at 11:38 - Comments

Toshiba G 450 – Telefon – 3G Modem

Ne olduysa birden bire oldu :) Nokia E61′den sonra alsam alsam E90 ya da benzeri laptop’tan bozma bir telefon almayı düşünüyordum ne zamandır :) Fakat anlayamadığım birşey oldu ve Toshiba G 450 diye bir telefon aldım :) Media Markt’ı gezerken gördüm, “bune ki?” diyerek elime aldım telefon reyonunda olduğundan olsa gerek şıp diye anladım onun bir telefon olduğunu :) O gün internette kısa bir araştırma yaptım hakkında ve ertesi gün evlatlık edindim 209 lira bağış yaparak media markt’a :)  Son derece kullanışsız son derece özelliksiz ama bir o kadar da sevimli bir telefon.. O kadar çok sevdim ki ıssırasım geliyor canım telefonumu :) Miniminnacık… İlk bakışta bir empeüç pileyır gibi geliyor insana… Aslında 3G modem (Qualcomm 3g cdma) olarak üretilmiş bu şey, yani leplop’a takıp 3G hızında internete bağlanmak için ama demek toshiba dayanamamış birde telefon ekleştirivereyim demiş :) Baktıkça bakasım geliyor yahu :) Daha güzeli size olsun işşalla…  Dinimiz amin :)

28 February 2010 at 14:55 - Comments

Rossini – Pizza House

Bugün Pizza House’da rossini yedim üzerinize afiyet :)
Tadı çok güzel yurdum iskenderini andırıyor biraz…
Zaten adına aldanmayın Rossini‘de yurdum yemeği…
Pizza House italyan görünümlü Türk! :)
Aslında Rossini diye  bir italyan yemeği bile yokmuş hatta :)
Tamamen google yardımıyla türetilmiş türk yapımı italyan aksağanlı mis gibi bir lezzet :)
Rossini!
Deneyin mutlaka :)

imza: Koray Milor :D

24 February 2010 at 20:33 - Comments

1283 | Harbiyeli Mustafa Kemal

Mustafa Kemal’in Harbiye’de (Kara Harp Okulu) okurken ki numarası 1283…

izleyiniz…



24 February 2010 at 10:38 - Comments

Djarum nasıl okunur?

Djarum “CARUM” diye okunur canum :)

24 February 2010 at 01:16 - Comments

Günaydın! :)

Sabah 6:15 te uyandım… Zar zor gözümü açtım… Kahvemi içtim… Veee…. Sabah koşuları başlasın!
Herkese iyi bir gün dilerim! Gözlerinden öperim!

19 February 2010 at 08:14 - Comments

Dior Homme Intense vs Fahrenheit Absolute

Bugün Dior günüydü :)
Sağımda Fahrenheit Absolute, solumda İntense vardı…
İntense erkekler için olan nadir eau de parfum’lerden…
Gelelim kokularına; Absolute fahrenheit’ın biraz daha ağırı ama biraz daha değişiği gibi…
İntense ise bayaa bi ağır… Biraz bayan kokusu gibi geldi bana…
Sonuç olarak yine çok beğenemedim maalesef :(
Arkası yarın :)

17 February 2010 at 20:47 - Comments

Diesel Fuel For Life vs Paco Rabanne Black XS

Efendiiim.. Bugünkü parfüm misafirlerimizde bunlardı…
Sol kolumda Diesel’i, sağ kolumda Black XS’i misafir ettim bugün..
İkiside hafif kokular. .
Black XS’in tatlı bi kokusu var :) burada tatlıdan kasıt gerçekten şeker gibi bir koku, rochas ya da Thierry Mugler Angel benzeri diyelim…
Diesel’inkini tarif edemedim ama çok çok güzel bir koku da diyemeyeceğim…
Sadece diesel olmasının verdiği bir karizması var :) ama en iyisi bırakalımda Diesel kot yapsın satsın :)
Kalıcılıklarına gelince ikiside aynı kalıcılıkta gibi 6 saat önce sıkmama rağmen hala hissedilebiliyor kokular.. Ama ne bileyim hiç biz burdayız demediler bugün bana :)
Üzgünüm ama yine Fahrenheit’e devam diyeceğim :)

17 February 2010 at 00:54 - Comments